Mülteci Sorunu ve Birleşmiş Milletler
MÜLTECİ SORUNU ve BİRLEŞMİŞ MİLLETLER MÜLTECİLER YÜKSEK KOMİSERLİĞİ’NİN (BMMYK) KURULUŞU
Tarih boyunca siyasal, dinsel, ırksal baskı, zulüm, savaş, çatışma ya da şiddet olayları nedeniyle yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan çok sayıda insan ya da insan topluluklarına rastlamak mümkündür. Bununla birlikte kitlesel toplu göçlerin tarihini, modern dünyanın oluşum aşamasından ve özellikle modern milli devletlerin kuruluşundan başlatmak daha anlamlıdır. Çünkü belli bir toprak parçası üzerinde “egemenlik” kavramının ihlal edilmesi savaş dahil çeşitli türden çatışma ya da gerilimlere yol açan “ülke sınırı” olgusunun homojen topluluklar oluşturma iddiasının ortaya çıkışı bu döneme rastlamaktadır ve bu dönemde, insanları “istenen” ve “istenmeyen”, “biz” ve “öteki” gibi kategorilere ayırma önceki dönemlerle kıyaslanamayacak kadar aşikar ve zarar verici olmuştur.
1940’ların sonlarında kendini göstermeye başlayan Soğuk Savaş’ın yarattığı gerginlik, sonraki 40 yıl boyunca uluslar arası ilişkilere damgasını vurmuştur. 1948-1949 yıllarında gerçekleşen Berlin kuşatmasının ardından ilk Sovyet yapımı atom bombasının denenmesi, iki ayrı Alman devletinin kurulması, NATO ’nun kuruluşu, Mao Zedung’un Çin’deki zaferi ve Kore Savaşı’nın başlangıcı, istikrarsızlık ve belirsizliğin başlıca nedenleri olmuştur. Birbirini takip eden krizler, dünyada yeni göç dalgalarına neden olmuştur.
Soğuk Savaş’ın ortaya çıkardığı ideolojik gerginlik, Sovyetler Birliği ve ona bağlı ülkeler dışında, birçok ülkede BM bünyesinde yeni bir BM mülteci örgütünün kurulması yönünde baskılara neden olmuştur. Nihayet 1949 yılının Aralık ayında, BM Genel Kurulu’nun 5 red ve 11 çekimser oya karşı 36 kabul oyuyla, 1 Ocak 1951 tarihinde göreve başlamak üzere Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) kurulmuştur. BMMYK Tüzüğü’nün İkinci Maddesi’nde, yüksek komiserin yetkilerinin “tamamen politika dışı nitelikli, insani ve sosyal olacağı, kural olarak mülteci gruplarına ve kategorilerine yönelineceği” ifade edilerek, politik ve insani kaygılar arasındaki ayrıma dikkat çekilmiştir.
BMMYK’nin görevleri temelde iki konu üzerine yoğunlaşmıştır. Öncelikli olarak mültecilere uluslar arası koruma sağlamayı amaçlayan BMMYK, ikinci aşamada hükümetlere yardımcı olarak mültecilerin gönüllü olarak ülkelerine geri dönüşlerini veya yeni ülkelerine uyum sağlamalarını hızlandırarak kalıcı çözümler bulmayı hedeflemektedir. BMMYK statüsüne göre, mültecilerin korunması açısından Yüksek Komiserliğin görevleri şunlardır;
- Mültecilerin korunmasıyla ilgili uluslar arası sözleşmelerin sonuçlandırılmasını ve onaylanmasını desteklemek, bu sözleşmelerin uygulanmasını desteklemek ve bu sözleşmelerde değişiklik yapılmasını önlemek;
- Hükümetlerle özel anlaşmalar yaparak, mültecilerin durumunu iyileştirebileceği ve korumaya gereksinim duyanların sayısını düşürebileceği hesaplanan önlemlerin uygulanmasını desteklemek;
- Mültecilerin gönüllü olarak geldikleri ülkeye geri dönmeleri ya da ulusal topluluklar ile kaynaşmalarına yönelik hükümetler ya da özel girişimler tarafından yapılan çabalara yardımcı olmak;
- En çaresiz kategoride olanlar dışlanmayacak şekilde, mültecilerin devletlerin topraklarına kabulünü desteklemek;
- Mültecilerin varlıklarını ve özellikle yeniden yerleşimleri için gerekli olan varlıklarını transfer edebilmeleri için izin almaya çalışmak;
- Hükümetlerden, topraklarındaki mültecilerin sayısı ve koşulları ile onlara ilişkin yasa ve düzenlemeler konusunda bilgi almak;
- Hükümetler ve hükümetler arası kuruluşlarla yakın temas halinde bulunmak;
- Mülteci sorunlarıyla ilgilenen özel kuruluşlarla, en iyi olacağını düşündüğü tarzda temas kurmak;Mültecilerin refahıyla ilgili özel kuruluşların çabalarının eşgüdümleşmesini kolaylaştırmak.
2001 yılı başları itibarıyla, BMMYK’nın ilgilendiği mülteci sayısı 19,7 milyondur. Buna göre dünyadaki her 284 kişiden biri mülteci konumundadır. BMMYK’ye kayıtlı olmayan çok sayıda mültecinin varlığı da gözönünde bulundurulacak olursa bu sayının çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. 11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kuleleri ve Pentagon’a yolcu uçaklarıyla yapılan saldırıların ardından, Afganistan’ın ABD’nin hedefi haline gelmesi, mülteci sayısında ciddi oranda artışa neden olmuştur. Afgan mülteciler BMMYK’nın ilgi alanına giren en büyük mülteci grubunu oluşturmaktadır. Orta Afrika devleti olan Brundi’den gelerek Tanzanya’ya yerleşen 567,000 kişi, en büyük ikinci mülteci grubunu teşkil etmektedir. İran’a göç eden 497,400 Iraklı mülteci grubu ise üçüncü sırada yer almaktadır. BMMYK’nın gözetimi altındaki mültecileri kıtalara göre sınıflandırmak gerekirse, 8.8 milyon mülteci ile Asya birinci sırada gelmektedir. 4.85 milyon mülteci nüfusla ikinci sırada yer alan Avrupa’yı 4.17 milyon mülteci ile Afrika takip etmektedir.
http://www.unhcr.org, erişim tarihi: 21 Mayıs 2003Sözleşmenin Eksiklikleri
1951 Sözleşmesi’nin temelinde, mülteci olduğu iddiasıyla başka bir ülkenin sınırları içerisine girmiş olan birinin, o ülkenin yönetimi tarafından sınırdışı edilmeme hakkı bulunmaktadır. Bu da mülteci alan ülkelerin belli bir zulüm nedeniyle gelmiş olan kişileri geri gönderme yetkisinin olmaması (nonrefoulement) anlamına gelmektedir ki bu, mülteci hakları açısından oldukça önemlidir. Diğer yandan sözleşme, eğer ülke sınırları içerisine girmemişlerse, ülkelere mültecileri kabul etme zorunluluğu getirmemektedir. Bu durumda mülteci kabul etmesi beklenen ülke, ülkesine giriş yapmak isteyenlerin mülteciliklerini tanımak zorunda değildir.
Soğuk Savaş döneminin şartları etrafında şekillenen 1951 BM Mülteci Sözleşmesi, Avrupa’nın savaş dönemi Nazi zulmü tecrübesi ile bu dönemin Avrupa’sının siyasi çıkarlarını yansıtmaktadır. Anlaşmanın bugüne uygulanması konusunda dikkati çeken eksikliklerinden bazıları şunlardır:Sözleşmenin getirdiği mülteci tanımı ve çözüm önerileri bugünün şartlarına uymamakta ve bu nedenle birçok yardıma muhtaç mülteci mültecilik haklarından istifade edememektedir.Sözleşme, mültecilerin zulüm gördükleri ülkeden ayrılmaları konusunda mültecilere hiçbir yardım sunmamakta ve bu ülkelere mülteci hukukunu tanıma konusunda hiçbir baskı yapamamaktadır. Mülteciler ülkelerini terk ederken hükümetin baskısına maruz kalabilmektedirler. Dolayısıyla yardım süreci de ancak mültecilikleri tanındıktan sonra başlamaktadır.
Sözleşme çerçevesinde tanımlanan sığınma hakkı, bazen yasal olmayan (suçluların ülke dışına çıkması gibi) göçlere de neden olabilmektedir. Sözleşmede mülteci tanımı sınırlı olmakla beraber, detayların belirtilmemesi sözleşmeyi suistimale açık bırakmaktadır.
Sözleşme, çok sayıda mülteci kabul etmek durumunda kalan ülkelerin sosyal, siyasal ve ekonomik şartlarını gözönünde bulundurmamakta ve buna çözüm önerisinde de bulunmamaktadır.
Sözleşmenin tartışmaya açık olan bir diğer eksikliği de mülteci sorununa, mültecilerin temel insan haklarının geri iade edilmesini sağlayarak kendi ülkelerinde çözüm bulmak yerine, başka ülkelerde çözüm aramasıdır.
Bugün mültecilerin çoğunun Avrupa dışından sanayileşmiş ülkelere gelmesi, sanayileşmiş ülkeler kategorisine giren birçok Avrupa ülkesini anlaşmanın mahiyetini ve geçerliliğini sorgulamaya yöneltmiştir. Mülteci sorunun büyümesi ve daha çok bu büyümenin Avrupa’da yaşayanlardan bağımsız olması, sorunun bir bakıma rafa kaldırılmaya çalışılmasına neden olmuştur. Bugün ciddi bir mülteci sorunu yaşayan Ortadoğu ülkelerinden Avrupa’ya göç etmek isteyenler, anlaşmanın mülteci tanımını sınırlı ve yetersiz görürken, aynı tanımı Avrupa ülkeleri daraltmaya çalışmaktadırlar. 1951 Sözleşmesi’nin mülteci tanımlamasına uymadığı gerekçesiyle dünyanın çeşitli yerlerinde ve bilhassa Ortadoğu’da bir çok mülteci, mülteci haklarından yararlanamamakta, gördüğü zulme bu vesile ile bir ikincisi eklenmektedir. BMMYK, sadece bu sözleşme çerçevesinde mültecilere yardım etmektedir.
Mültecilerin Statüsü’ne İlişkin 1951 BM Sözleşmesi’ni hazırlayarak mülteci kavramının modern tanımlamasını yapanlar, sadece insan hakları ihlalleri konusunda değil, aynı zamanda anlaşmaya zaman ve mekan konusunda da –1951’den önce Avrupa’ya belirli nedenlerle göç edenler- sınırlama getirmişlerdir. 1967 yılında imzalanan protokolle anlaşmanın zaman ve mekan sınırı kaldırılmıştır.
1951 Tarihli BM Mülteci Sözleşmesi, mültecilerin hukuki statüleriyle ilgili ayrıntılı düzenlemeler içermesine rağmen, ilticanın temel bir hak olup olmadığı konusunda herhangi bir belirlemeye yer vermemiştir. Bu da devletleri iltica hakkını tanıma konusunda herhangi bir yükümlülük altına sokmamakta, ancak tezat şekilde iltica hakkının tanınmasından sonra uyulacak kuralları düzenlemektedir. BM’nin 14 Aralık 1967’de yayınladığı Ülkesel Sığınma Bildirisi’nde de temel ya da kişisel bir hak olarak iltica hakkından söz edilmemiş, hatta devletlerin mülteci statüsü tanıma konusunda bir yükümlülüğe sahip olduklarına dair herhangi bir ifadeye de yer verilmemiştir.