ANASAYFAİNSANİ DURUMALTYAPI SORUNUMÜLTECİ SORUNUETNİK UNSURLARAMERİKAN İŞGALİBÖLGE İZLENİMLERİ

MÜLTECİ SORUNU:

Mülteci Sorunu ve Birleşmiş Milletler

1951 Tarihli BM Mülteci Sözleşmesi

AB'nin Mültecilere İlişkin Düzenlemeleri

Uluslar Arası Hukukta Mülteci[REFUGEE]

Yerinden Edilme Sorunu

Iraklı Mülteciler

IRAK:

ANASAYFA

Giriş

Önsöz

Kimlik Bilgileri

Misyonumuz

BM-Irak İlişkilerine Dair Kronoloji

Kronoloji: Geçmişten Bugüne Irak

Kaynakça

Iraklı Mülteciler

Irak halkı, Saddam yönetiminin zulmü ve Batılı devletlerin salt çıkara dayalı politikaları sebebiyle yaşadıkları yerleri terk ederek farklı alanlara göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu göçlerin bir kısmı, daha önce “yerinden edilenler” adı altında ele alındığı gibi Irak sınırları içerisinde olmuştur. Bu bölümde ise savaşlar ve Saddam yönetiminin baskıları sebebiyle Irak’ı terk etmek durumunda kalan ve böylece mülteci veya sığınmacı statüsünde bulunan gruplardan bahsedilecektir.

2002’nin başında elde edilen verilere göre, Iraklı mülteciler sığınmacı olarak dünya üzerinde 90 ülkede bulunmaktaydılar. Bu ülkeler arasında Güney Afrika, Sri Lanka, Nepal gibi Irak’a oldukça uzak ülkeler de bulunmakla birlikte, birçok sanayileşmiş ülkede de Iraklı sığınmacı ve mülteci vardır. Fakat tahmin edilebileceği gibi, Iraklı mülteci ve sığınmacıların çoğu, başta İran olmak üzere Irak’a komşu ülkeler olan Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye’de bulunmaktadır. Bu Iraklıların hepsinin mülteci statüleri tanınmış değildir. 2002 yılı verilerine göre, sayılarının 1 ile 2 milyon arasında olduğu tahmin edilen çok sayıda Iraklı, Irak dışında yaşamaktadır. Buna rağmen, yasal olarak mülteci ya da sığınmacı olarak tanınanların sayısı, 2001 yılı itibarıyla 400,000 kadardır. 2001 yılı sonunda Iraklı mültecilerin 203,000’i İran’da, 5,100’ü ise Suudi Arabistan’daki Rafha Kampı’nda yaşamaktaydı. Bunların dışında yasal olarak tanınmayan, kayıt altına alınmayan, bu nedenle koruma altında olmayan birçok mülteci vardır. Örneğin 250,000 ile 300,000 arasında Iraklı Ürdün’de, yaklaşık 40,000 Iraklı ise Suriye’de bulunmakta, ancak bunların yasal olarak mülteci statüleri tanınmamaktadır. 2002 verilerine göre ise Irak’a komşu olan ülkelerde bulunan ve yasal olarak tanınan Iraklı mülteci sayıları şöyledir: İran’da 202,100, Suudi Arabistan’da 5,100, Suriye’de 1,700, Ürdün’de 940, Türkiye’de 590 ve Kuveyt’te 300.



Görüldüğü gibi, Iraklı mültecilerin sayısının en fazla olduğu komşu ülke, yaklaşık 203,000 mülteci ile İran’dır. Irak’a komşu olan Ürdün, Suriye, Suudi Arabistan ve Kuveyt’ten farklı olarak İran, 1951 Mülteci Sözleşmesi’ne taraftır. 2001 yılında hükümetin yaptığı bir sayım sonucunda, 2,560,000 mülteci ile İran’ın en çok mülteci barındıran ülke olduğu anlaşılmıştır. İran’da mültecilik statüsü tanınan 203,000 Iraklı’ya, 1980’lerde Irak tarafından sınır dışı edilerek İran’a gönderilen Iraklılarla, BMMYK tarafından kaydedilmeyen ve İran’ın şehirlerinde, kasabalarında yaşayan yüz binlerce Iraklı dahil değildir.

1970’lerde İran’a ilk kez Irak’tan gelen mülteciler, İran Şah’ının Kuzey Iraklı Kürtlerden desteğini çekmesinden sonra Saddam’ın buradaki Kürt ayaklanmasını bastırmasıyla bu ülkeye adım atmışlardır. Birçoğu da Saddam’ın 1988’de Halepçe’de gerçekleştirdiği katliamın ardından İran’a kaçmıştır.

İran’da bulunan Iraklıların bir kısmını da Şii olmaları sebebiyle Saddam tarafından İran yanlısı olarak görülen Feyli Kürtleri oluşturmaktadır. Feyli Kürtlerinin İran’a sürülmeleri 1970’lerde başlamış, İran-Irak Savaşı’nın sürdüğü 1980’lerde de devam etmiştir. Bu Kürtler İran tarafından da İranlı olarak kabul edilmediklerinden, devletsiz duruma düşmüşlerdir. 18 yaşında bir Feyli Kürt olan İsmail Numani’nin babası, sınır dışı edilenlerdendir. 1980’de İran-Irak Savaşı’nın çıkmasından hemen sonra Irak polisi tarafından alıkonmuş, bir saat içinde polis geri gelerek sınır dışı etmek için bütün aileyi beraberinde götürmüştür. Halbuki bu aile, 120 yıldır Irak’ta yaşamaktaydı. Numani’nin söylediğine göre, ailesiyle yağmur altında sekiz saat yürüyerek İran’a ulaşmışlardır. 1991’de en az 100,000 Iraklı Şii, komşu ülkeler olan İran, Suudi Arabistan ve Irak-Kuveyt sınırında ABD tarafından işgal edilmiş bölgeye akın etmiştir. Bunun üzerine Suudi hükümeti Rafha’da ve El-Artavi’de mülteci kampları kurmuştur. Birçok mültecinin söylediğine göre El-Artavi Kampı’nda barınma koşulları oldukça kötüydü. Sonunda bu kamp kapatılarak bütün mülteciler Rafha’ya gönderilmişlerdir. Rafha Kampı, asker kaçaklarıyla, çoğu Şii olan Iraklı ailelerden oluşmaktaydı. Bu mültecilerin Irak’a iadelerinin Saddam tarafından cezalandırılmaları anlamına geldiği bilindiğinden ve zulüm görecekleri bir yere iadeleri Mülteci Sözleşmesi’ne aykırı olduğundan, Suudi hükümetinin de baskısıyla ABD 1994’ten itibaren bu mültecileri kitleler halinde yeniden yerleştirmeye başlamıştır.



İran-Irak Savaşı sırasında Kürtlerin yanı sıra İran’a giden Arap mülteciler de olmuştur. Bunların çoğu Irak’ın merkezinde ve güneyinde yaşayan Şiilerdir. Şiilerin İran’a hareketi, Körfez Savaşı ile doruğa ulaşmıştır. Körfez Savaşı sırasında, İran’a Kürt mülteci akını da yaşanmıştır. Öyle ki Kürt ayaklanmasının bastırılmasının ardından 1.3 milyon Kürt mülteci İran sınırına akın etmiştir. Şiilerin ve Kürtlerin Körfez Savaşı sırasında ABD’nin de kışkırtmasıyla ayaklanmalarından sonra Saddam yönetiminin tepkisi çok sert olmuş, ABD ise Kürtlerin ve Şiilerin umut ettiği desteği vermemiştir. Bu nedenle 70,000 sivil Suudi Arabistan, Türkiye ve İran’daki mülteci kamplarına yerleşmiştir. Kürt ayaklanması esnasında Saddam’ın Süleymaniye’de kimyasal gaz kullanacağına dair söylentilerin çıkması üzerine İran sınırına geçen Kürtlerden olan Miran adlı bir göçmen, olayı hala tüm canlılığıyla hatırlıyor. Miran ve ailesi bir arabaya doluşup dağlık İran sınırına geçtiler. Araba ile normalde 10 dakika süren yol, kaçmaya çalışan mültecilerin yarattığı izdiham nedeniyle yedi saat sürdü. İki hafta açıkta kaldılar. Bu süre zarfında Miran’ın henüz bebek olan kardeşini hayatta tutabilmek için süt tozuna su karıştırarak beslediler. Miran şöyle diyor: “İnsanlar ölüyor, ağlıyor, bağırıyordu; anneler çocuklarını, kardeşler kardeşlerini arıyordu. Dünyanın sonu geldi sanmıştık. Kapıyı çekip gittiğinizde evinizi tekrar görüp göremeyeceğinizi bilmiyordunuz.”

İran-Irak Savaşı’nın sona erdiği ve Halepçe Katliamı’nın gerçekleştiği 1988 yılından sonraki dört yılda, Türkiye 60,000 Iraklı mülteciye barınak sağlamıştır. Fakat 1988’de Irak ordusundan kaçarak Türkiye’ye sığınan Iraklı Kürtler, oldukça zor koşullarda yaşamak zorunda kalmışlardır. 19,000 Iraklı Kürt, Körfez Savaşı sonrasına kadar Türkiye’de kalmıştır. Türkiye Iraklıların mülteci statüsünü tanımamış, yaşadıkları yerlere “kamp” demeyerek, onun yerine “geçici yerleşim birimleri” ifadesini kullanmıştır. Diyarbakır, Mardin ve Muş’ta bulunan mülteciler sıkıntılı günler geçirmişler, çocuklar eğitim alamamış, çalışmak isteyenler çalışamamıştır. Kalabalık kamplarda elektrik ve temiz su sıkıntısı yaşanmıştır. Muş’taki kampta bulunanlar günde ancak birkaç saat dışarı çıkabilmişlerdir.



1991 Körfez Savaşı sırasında çıkan Kürt ayaklanmasında, zulüm korkusuyla Türkiye’ye büyük bir mülteci akını olmuştur. Mart ve Nisan 1991’de Irak’tan kaçan 1,5 milyon Iraklı Kürt, Türkiye-Irak sınırına yığılmıştır. Günümüz mülteci sorunlarına cevap vermekten çok uzak 1951 Mülteci Sözleşmesi, ülkelere sığınmacıları kabul etme zorunluluğu getirmediğinden, Türkiye mültecilere sınırlarını açmamış, 450,000 Iraklı Kürt, dağları aşarak yasadışı yollardan Türkiye’ye girmiştir. BMMYK yetkililerinin ifade ettiklerine göre, hazırlıksız yakalanan Türkiye’nin elinde hali hazırda sadece 20,000 çadır vardı. Türkiye, beklediği sayının çok üstündeki mültecilere barınak ve yiyecek bulmakta zorlanmıştır. Kürtlerin bu durumu dünya kamuoyuna yansıdığında büyük yankı uyandırmış, koalisyon güçleri bu baskı sonucu BM’nin 688 sayılı kararı gereği 11 ülkenin katılımıyla Huzur Operasyonu’nu düzenleyerek Kuzey Irak’ta bir güvenli bölge oluşturmuşlardır. Bu operasyonda Türkiye de bulunmuştur. 40,000 kilometrekarelik bir alanı kapsayan güvenli bölgede Kürtler, son ABD saldırısına kadar Saddam yönetiminden nispeten bağımsız, kendi yönetimlerini sürdürmüşlerdir.

2002 yılı başındaki verilere göre, Türkiye’de hala 590 Iraklı mülteci vardır. Bu rakamın gerçeği yansıtma olasılığı pek yoktur, çünkü zulümlerden kaçan Iraklı mültecilerin çoğu, taleplerinin geri çevrileceği korkusuyla durumlarından yetkilileri haberdar etmemişlerdir.

İran ve Türkiye dışında, Irak’a komşu olan Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Suriye’de de Iraklılar bulunmaktadır. Bu ülkeler Mülteciler Sözleşmesi’ne taraf değildirler ve iç hukuklarında mültecileri korumaya yönelik hükümler bulunmamaktadır. Dahası, bu ülkeler, mültecilere karşı kayıtsız kalabilmekte ya da düşmanca davranabilmektedirler. Bilhassa Kuveyt, 1991’deki Körfez Savaşı sırasında Saddam Hüseyin’le işbirliği yapmış olabileceklerinden, Iraklı mültecilere şüpheyle yaklaşmıştır.

Mart 2003 verilerine göre Ürdün’de yasal olarak tanınan mülteci sayısı 940 olmakla birlikte, aslında bu ülkede 250,000 ile 300,000 arasında Iraklı bulunduğu bilinmektedir. Fakat bu sayının çok daha yüksek olması muhtemeldir, çünkü Ürdün’de bulunan Iraklıların çoğu bir faydasının olmadığını düşünerek BMMYK’ye kayıt olmamaktadırlar. Buna rağmen yaklaşık 5,000 mülteci BMMYK’ye başvurmuştur ve güvenli bir ülkeye yeniden yerleştirilmeyi beklemektedir. Ürdün ile BMMYK arasında Nisan 1988’de imzalanan bir anlaşmaya göre mültecilere azami altı aylık bir süre için geçici sığınma hakkı verilmiştir. Ancak bu süre sonunda hala Ürdün’de bulunan mülteciler yasadışı yabancı durumuna düşecek, cezalandırılma ve Irak’a geri gönderilme riskiyle karşı karşıya kalacaklardır. Yeniden yerleştirilmek için Ürdün’de bulunan mültecilerin de facto varlığına yetkililerce göz yumulmuş, ancak bunlara çalışma izni verilmemiştir. Bu mülteciler alıkonmuş ve bir kısmı Irak’a geri gönderilmiştir.



Diğer ülkelere bakacak olursak, 2001’de Kuveyt’te 15,000 Iraklı mülteci bulunmaktaydı. Mart 2003 verilerine göre yasal olarak mülteci statüsünde olan Iraklı sayısı 300’dür. Suudi Arabistan’ın Rafha Kampı’nda 5,100 Iraklı mülteci vardır. Kampta Suudi Arabistan tarafından sağlık, ilk ve orta öğrenim gibi imkanlar sağlanmakla beraber, askeri bir bölgede bulunan kamp bir hapishane havasındadır ve Iraklılar burada soyutlanmış şekilde yaşamaktadırlar. 1994’te buradaki mültecilerin üçüncü ülkelere yerleştirilmesi için harekete geçilmiş, fakat uluslar arası toplumun ilgisizliği nedeniyle bu çaba sonuçsuz kalarak 1997’de son bulmuştur. Ekim 2002’de Suudi hükümeti 2,000 Iraklının kalıcı olarak ülkeye yerleştirilmesine izin vermiş, ama geriye kalan 3,200 kişiye başka ülkelerde kalıcı yerleşme hakkı verilmesini şart koşmuştur.

Suriye’de ise statüsü tanınmış 1,700 mülteci vardır. ABD Mülteciler Komitesi (USCR), Suriye’de kaydedilmemiş, mültecilik statüsü tanınmamış, bu yüzden korunmayan 40,000 Iraklı olduğunu tahmin etmektedir. Suriye’nin aksini iddia etmesine rağmen, 1999’da sayısı tam olarak bilinmeyen Iraklıların Kuzey Irak’a sürüldükleri, yüzlercesininse Aralık 2001’de süratle geri gönderildiği bilinmektedir.

Iraklı mülteciler yalnızca Irak’a komşu ülkelerde değil, sanayileşmiş ülkelerde de bulunmaktadırlar. 2002’de 37 sanayileşmiş ülke üzerinde yapılan istatistikler göstermektedir ki Iraklılar sığınma talebinde bulunanlar arasında 51,900 başvuru ile en büyük grubu oluşturmaktadırlar. En çok sığınmacı kabul eden sanayileşmiş ülkelerin sıralaması, 2002 verilerine göre şöyledir: İngiltere (14,900), Almanya (10,400), İsviçre (5,400), Avusturya (4,600), Yunanistan (2,600) ve Macaristan (2,000). ABD’nin Irak’a saldırısının her an beklendiği 2003’ün Ocak ayında, 26 sanayileşmiş ülke üzerinde yapılan istatistiklere göre, sığınma talebinde bulunan Iraklıların sayısı bir önceki aya oranla % 37 artmıştır. Görülüyor ki Saddam yönetiminin baskısı ve yaptırımlar nedeniyle Irak’ta yaşanmaz hale gelen hayatın ABD’nin saldırısıyla daha da zorlaşacağını anlayan Iraklılar, yaşayabilecekleri daha güvenli yerlere sığınma talebinde bulunmak durumunda kalmışlardır. Çıkar ilişkileri ve iktidar mücadeleleri ile yaşanmaz hale gelen baskı ortamı, binlerce insanı alışageldikleri toprakları trajik bir şekilde terk etmeye zorlamıştır. Körfez Savaşı’ndan beri sanayileşmiş ülkelere yapılan sığınma taleplerinin fazlalığı, bunu açıkça gözler önüne sermektedir:

Sanayi­leşmiş Ülkeler (x37)

18,500

17,700

15,200

12,900

18,700

27,100

43,200

41,500

36,600

47,200

50,700

51,900

381,100

Avrupa Ülkeleri (x31)

17,900

17,200

14,800

12,500

18,300

26,200

40,400

40,800

35,200

44,400

47,900

50,900

366,400

AB Ülkeleri (15)

10,500

11,100

9,900

9,800

14,800

22,300

35,200

31,200

25,300

38,900

40,500

42,000

291,400

 

1991

1992

1993

1994

1995

1996

1997

1998

1999

2000

2001

2002

Toplam



Irak’ın yakın çevresi dışında bulunan ülkelere yapılan sığınma taleplerinde, 1990’ların başındaki kısa dönemli düşüşün ardından son sekiz yılda sürekli artış gözlenmiştir. 1994’ten beri yıllık sığınma oranı, hem AB ülkeleri, hem de 37 sanayileşmiş ülke için dörde katlanmıştır. Öyle ki Iraklılar 2002’de Afganlıları geçerek, en çok sığınma talebinde bulunan grup haline gelmişlerdir. Iraklıların belli başlı sanayileşmiş ülkelere yaptıkları sığınma talepleri ve bu ülkelerin kararları (1997-2001 arasında verdikleri kararlar) bir tabloyla şöyle gösterilebilir:


Sığınılan Ülke

Yeni Sığınma
Talepleri

                               Kararlar

1951 Mülteci
Sözleşmesi

İnsani
Statü

Tanınan
Toplam

Tanınan
Yüzde*

Almanya
Hollanda
İsveç
İngiltere
İtalya
İsviçre
Yunanistan
Danimarka
Norveç
Avustralya
ABD
Kanada
Bulgaristan
Fransa

59,100
25,700
20,200
18,400
13,600
13,000
10,200
9,500
7,500
5,300
3,600
1,600
1,500
1,400

33,520
3,380
600
2,730
850
1,420
250
380
60
4,040
3,040
1,030
200
730

150
8,930
11,740
5,390
120
980
530
7,270
3,200
-
-
-
300
-

33,670
12,310
12,340
8,120
970
2,400
780
7,650
3,260
4,040
3,040
1,030
500
730

%57
%48
%61
%44
%7
%18
%8
%81
%43
%76
%84
%64
%33
%52



* 1951 Mülteci Sözleşmesi’ne göre mülteci statüsü tanınmış ve insani statü verilmişlerin yeni başvurulara oranı.

Sanayileşmiş ülkelerde bulunan Iraklı mülteci sayısı ise 2001 yılı sonunda 183,000’di. Bu rakam, 1951 Mülteci Sözleşmesi ile tanınanlarla, herhangi bir hukuki statüde bulunan 51,900 civarında Iraklıyı kapsamaktadır. En çok Iraklı mülteciye ev sahipliği yapan sanayileşmiş ülkeler sırasıyla şöyledir: Almanya (50,900), Hollanda (26,100), İsveç (25,900), ABD (19,100), Danimarka (12,600), İngiltere (12,000), Avustralya (10,000), Norveç (8,200), Kanada (6,000), İsviçre (2,600), Finlandiya (1,900), Avusturya (1,800), Fransa (1,600), İtalya (1,100), Yeni Zelanda (830), Yunanistan (620), İspanya (330), Macaristan (260), Belçika (230) ve İrlanda (130).

Toplam olarak 70,000 civarında Iraklı mülteci, Körfez Savaşı’nın ardından, sığındıkları ilk ülkelerden başka ülkelere yeniden yerleştirilmişlerdir. Bunların büyük çoğunluğu, Suudi Arabistan, Ürdün, Türkiye, Lübnan ve Suriye gibi bölge ülkeleridir. Körfez Savaşı’nın hemen ardından 25,000’den fazla Iraklı, Suudi Arabistan’daki Rafha Kampı’ndan alınarak başka yerlere yeniden yerleştirilmiştir. Şu an kampta bulunan 5,100 Iraklı, bunlardan geriye kalanlardır.