IRAK'A YÖNELİK AMERİKAN İŞGALİ
Irak’a yönelik Amerikan işgali sonrası oluşan yeni insani durum
Irak halkı tutuklama, işkence ve katliamlarla yıllarca ezilmiş ve sindirilmiş, gerek içindeki unsurların farklılığından gerekse dış etkenlerden dolayı bir türlü birlik olup bu sorunlarla baş etmeye muktedir olamamıştır.
1991 Körfez Savaşı’nda 40 günde atılan 350 cruise füzesi, Irak halkını “özgürleştirmek” için gerçekleştirilen son saldırı sırasında birkaç günde atıldı. Bombardımanda ölenlerin sayısı hastanelerden verilen günlük ölüm rakamları, gazetecilerin verdikleri hastane raporları, patlamalarda ölenler ve ihtarlara(!) uymadığı için öldürülenler de dahil edildiğinde kayıplar on binlerle ifade edilmektedir.
Irak’a yönelik son harekat aslında yeni bir savaş değildir, çünkü Körfez Savaşı bitmemiştir. Uçuşa yasak bölgelerde ABD güçleri bombardımanlarını sürekli olarak devam ettirmişler ve geniş kapsamlı ekonomik yaptırımlar ile Irak halkını hedef almışlardır. Bu silah, askerlerden çok kadınları, çocukları, yaşlıları, fakirleri ve hastaları etkilemiştir. BM yaptırımlarının uygulandığı 12 yıl boyunca yüz binlerce çocuk hayatını kaybetmiştir. Bu ölümlerin bir kısmını Körfez Savaşı’na ve kuraklığa bağlamak mümkündür, ancak büyük çoğunluğu beslenme yetersizliğinden ve uygulanan ekonomik yaptırımlar nedeniyle ailelerin alım güçlerinin ortadan kalkmasından kaynaklanmıştır.
ABD’nin Irak’a yönelik son saldırısının insani boyutu henüz tam olarak açığa çıkarılamamakla birlikte, kayıpların operasyon öncesinde tahmin edilenin çok daha üstünde olduğu görülmektedir. Ölü sayısının Irak’a yapılan askeri saldırının doğasıyla ilgili olacağı önceden belirtilmişti. Nükleer Savaşın Önlenmesi İçin Uluslar arası Fizikçiler Örgütü’nün İngiltere kolu olan MedAct, ölü sayısının 49,000 ile 260,000 arasında olabileceğini öngörmüştü. İç savaşın çıktığı ya da nükleer saldırıların gerçekleştiği koşullarda bu rakam 380,000 ile 3.9 milyona kadar çıkabilmektedir. BM’nin Irak Ofisi ve İnsani Yardım Koordinatörü ile birlikte hazırladığı 10 Aralık 2002 tarihli bir belgeye göre, doğrudan ve dolaylı yaralanmalar sonucu 500,000 kişinin tedaviye, 3 milyon kişinin de (2 milyon beslenme yetersizliği olan çocuk ve 1 milyon hamile ve süt veren anne) gıda malzemesine ihtiyaç duyacağı belirtilmişti. 7 Ocak 2003 tarihli bir diğer belgede ise, BM İnsani Olaylar Koordinasyon Ofisi muhtemel çocuk ölümlerine şöyle dikkat çekmişti: “Bir kriz sırasında, beş yaşın altındaki çocukların % 30’u beslenme yetersizliği nedeniyle ölüm riski altında olacaktır.” Bu da 1 milyondan fazla çocuğun açlık nedeniyle ölümle yüzleşmesi demektir. BM’deki planlamacılar, kamu sağlığı uzmanı Richard Garfield, Uluslar arası Çalışma Ekibi ve Ekonomik ve Sosyal Haklar Merkezi ile birlikte, Irak halkının 1991 yılında olduğundan daha kötü durumda bulunduğunu kabul ediyordu. Bu konuda hazırlanan rapora katkıda bulunan Fizikçi David Hilfiker ve Charlie Clements’in birinci elden verdikleri raporlar da aynı gerçeği gözler önüne sermiştir. Irak’ta halkın %60’dan fazlası Irak hükümeti tarafından kontrol edilen Petrol Karşılığı Gıda Programı’na bağımlı olarak yaşamaktaydı. Gıda dağıtımı ise saldırı sırasında kesildi.
İngiltere Savunma Bakanlığı, santrallerin de askeri bir hedef olarak ele alınabileceğini doğrulamıştı. Nitekim saldırılarda, elektrik enerjisiyle çalışan su pompalama istasyonları, kanalizasyon boşaltım merkezleri ve sağlık kurumları elektrik kesintisinden dolayı hizmet dışı kaldı. ABD’nin Irak stratejisi konusunda, Ocak 2003 tarihinde bir demeç veren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ullman, “Aynı zamanda şehri de yerle bir edeceğiz. Bundan kastım, en büyük güçleri olan suyu keseceğiz.” demişti, öyle de oldu. Bu tip saldırılar Cenevre Anlaşması’nın 54-2 nolu maddesinin doğrudan ihlali anlamına gelmektedir. Bu anlaşmada: “İçme suyu ve sulama kanalları gibi sivil halkın hayatta kalması için vazgeçilmez olan unsurlara saldırmak, hasar vermek ve kullanılmaz hale getirmek yasaklanmıştır.” ifadesi yer almaktadır. Irak halkı korkunç bir tablo ile karşı karşıya bulunmaktadır. Irak’taki insanlık dramına sessiz kalmak insanlığımızın inkarı anlamına gelecektir. Dünyanın her yerinde, insanlar Irak halkının acılarını hissediyor ve savaşın getirdiği ıstırabı çekiyorlar zira dünyanın bir çok yerinde milyonlarca insanın barış çağrısı için sokaklara dökülmeleri bunun göstergesidir.